Uzak Paşabahçe’ye bir Gezi

Fotoğraflar ve Metin: İrini Kehrioti
Bitmeyen uzun kıştan sonra, beklenmedik şekilde sıcak o gün sabahı erkenden, Yeniköy’den Paşabahçe’ye, gününü kutlayan Aya Kostantin ve Eleni kilisesine gitmek üzere yola koyuldum. Bu kiliseye ilk gidişim değildi, ancak bu kez vakıf yönetiminde iki kişiyle, Tanaş Angelidis ve Spiro Pantazis ile görüşecektim.
Patrikhane Archon’u ve Fener Rum Lisesi mezunu elli yıldır Vakıf Yönetiminde yer almış Tanaş Angelidis benimle doğup büyüdüğü Paşabahçe ve genel olarak İstanbul’daki yaşam anılarını ve düşüncelerini paylaşacaktı. Her ne kadar iki kızını küçük yaştan Selanik’e göndermiş olsa da kendisi İstanbul’u bırakıp gitmeyi düşünmemiş. “Bütün yaşantım burada, Yunanistan’a gidersem kendimi orada yabancı hissederim” diyor. Fener Rum Lisesi’nden beraber mezun olduğu otuz kişiden sadece kendisi kalmış İstanbul’da. 1986 yılından beri de Fener Rum Lisesi’nin Kurucu Temsilciliğini yapmakta ve vakfın yönetim kurulunda bulunmakta ve Paşabahçe Vakfı dışında Beykoz Vakfında da görev almaktadır. Son elli yıl içinde Paşabahçe’de nelerin değiştiğini sorduğum da ise bana “Benim için hiçbir şey değişmedi. Kilisemin çanı hiç susmadı…” dedi. O zamanlar kilisenin ayinlerde dolup taştığını, Paskalya ayininin gece on iki de yapıldığını şimdi ise bu ayinin 4 - 5 kişiyle öğleden sonra beşte yapıldığını söylüyor. 1965 li yıllara kadar Paşabahçe’de 150 Rum’un yaşadığını, köyde birçok Rum evinin bulunduğunu söylüyor Bay Angelidis. Şimdilerde ise iki Rum evinin kaldığını, birisinin kendi baba ocağı olduğunu, diğerinin ise Bayan Kaliroi ye ait olduğunu açıklıyor. Rumların çoğu Yunanistan’a göç ettiler diyor ancak onlarla birlikte eski Paşabahçeli Türker’de terk edip gittiler Paşabahçe’yi. Eskiden iki fabrika bulunurdu Paşabahçe’de, ancak bunların kapanıp taşınmasıyla, Paşabahçe’nin çehresi değişti diyor. “Paşabahçelilerin çoğu bu iki fabrikada çalışan işçilerdi, ayrıca çevrede birçok bahçe ve tarla vardı, buralarda da birçok bahçıvan çalışırdı” diye ekliyor.
Paşabahçe Aya Konstantin ve Eleni Kilisesi 1840 yılında inşa edilmiş, bugünkü halini ise 1894 depreminden sonra almış. Vakfın masraflarını karşılayacak mal ve mülkü olmadığı için, bağışlar ve Kadıköy Vakfının yardımlarıyla ayakta durabiliyor. Kilisede her Pazar günü ayin yapılmamakta, dönüşümlü olarak Beykoz ve Kandilli kiliseleriyle her üç haftada bir ayin sırası gelmektedir. Karma ilkokul ki şimdilerde binası bile bulunmamakta zamanında 50 çocuğu eğitmekteydi. 1922 yıllından sonra kapandı, çocuklar, Kandilli ve Yeniköy okullarına gitmeye başladılar diyor Bay Angelidis ve devam ediyor, okul çocukları yılbaşında şarkılar söylemeleri için tüm evleri dolaştıklarını hatırladığını söylüyor. Şimdilerde okulun bir resmi, öğrenci kayıt defteri ve okula ait birkaç araç gereç kalmış durumda. Vakfın bir de mezarlığı bulunmaktaydı ancak günümüzde terk edildiğinden İstanbul Belediyesi mülkiyetine geçmiş. Gelecek için ne düşündüğünü sorduğumda ise yine beni şaşırtıyor Bay Angelidis: “Çok azaldık… Geleceğimiz belirsiz. Kiliseleri ve diğer Cemaat birimlerini dolduracak nüfus kalmadı” diyor.
Aynı sözler 23 yaşında Vakıf Yöneticisi olup kendince mücadele eden Spiro Pantazis’in de dudaklarından çıkıyor: “Fikirlerimiz var, ancak gerçekleştirebilecek, canlı dinamiğimiz ve paramız yok” diyor. Spiro Pantazis Fatih Üniversitesi’nde Biyoloji okuyor ve ilerde biyoloji öğretmeni olmayı düşlüyor. Dedesi zamanından beri ailesi vakıf işleriyle uğraşıyor, kendisi de bunu devam ettirdiğini ve devam ettirmesi gerektiğini söylüyor. İlerde tüm bu maddi manevi mirasın ne olacağı endişesini paylaşıyor.
Paşabahçe’de yaşları farklı tecrübeleri farklı iki seçkin kişiyle tanıştım. Ancak ikisinin de ortak paydası doğdukları yere gösterdikleri sevgi ve şimdi ve gelecekte ne olacağı kaygısı.