Yan Yana Olabilmek*
Kimlik çatışmalarının esas acı tarafı ve gözden kaçan yanı, bu topraklarda ötekisi olarak kendimize yabancılaştırdığımızın aslında kendimizin bir parçası olduğu gerçeğidir.
Onun kültürü, dili, dini ilk bakışta ne kadar farklı görülse bile, yüzyıllarca hatta binlerce yıllık beraber ya da yan yana yaşamanın ürünü olarak,
karşılıklı olarak ve kaçınılmaz olarak diğerini etkilemiş ve beslemiştir. Ötekisi de bir yerde bizimdir, bizim bir parçamızdır.
Ötekisini kendimizden ayırdığımızda biz kendimizi azaltırız, kendimizi ortak zenginlikten yoksun bırakırız, kendi kendimizi yalnızlaştırırız.
Ötekinin acılarına kulak asmadan, onu dinlemeden, ona saygı duymadan bir yere ulaşmaya olanak yoktur. Ötekini kabul etmek, acıların bölünmelerden geldiğini anlamak,
geçmişi ve geçmişe ait hafızaların düzeltilemez olduğunu kavrayıp geleceğe yönelik sağlıklı ve yeni “ortak” hafızalar yarabilmenin tek umut olduğunun farkına varabilmek.
Bunun için, öteki kadar kendini de aşabilmek belki de en zor olan.
Ülkemizdeki en üzücü olan ise yeni kuşakların sadece birlikte yaşadıkları farklı toplumları ötelemek bir yana onların varlıklarından bile habersiz olmaları,
ya da onları hiç tanımamaları daha önce hiç karşılaşmamış olsalar bile o toplumlar hakkında sadece kulaktan dolma ve yanlış bilgilere ve olumsuz önyargılara sahip olmalarıdır.
Bu gibi temelsiz ve gerçek dayanağı olmayan olumsuz kanaatler genellikle ötekilerle karşılaşma, onları tanıma veya onlarla birlikte vakit geçirme olanağı bulunduğunda,
kolaylıkla dönüşebilmektedir. Aslında bir yerde birey olarak da zaten bir yerde her birimiz bir diğerimiz için de bir öteki değil miyiz?
Tüm farklılıklarımızla, tüm benzerliklerimizle, birbirimizi tamamlayan ve zenginleştiren tüm ortak kültür varlıklarımızla bir arada yaşamak en büyük arzumuz.
Bizim kuşağımız şimdilerde biraz hayal olan bu birlikteliği ucu ucuna yaşadı ama ne yazık ki artık bu hayalin izleri büyük ölçüde anlatılan tatlı acı anılarda.
Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızdan tadı damağımızda kalan bu birlikte yaşamı aynı zamanda bizi biz yapan bir yaşanmışlık olarak görüyoruz.
Bazılarımız bu hayali veya hayalleri tekrar yaşama geçirebilmek, geçmişin acılı izleriyle yüzleşerek, toplumsal hafızaya ve bilinçaltına haksızca yerleştirilmiş olan kin
ve nefret söylemlerinden arınmış olarak özenle bizden sonraki kuşaklara olan vicdan borcumuzu yerine getirmeyi savunuyoruz.
Geçmişte olanları değiştirmemiz mümkün olmasa da o acıları dindirmeye çalışmak ve bir daha asla yaşanmamaları için çaba sarf etmek ve yeni kuşaklara tüm acılardan arınmış
bir yeni ortak hafıza oluşturabilmek ve geleceği birlikte ve yan yana inşa edebilmek görevimiz olmalı.
* "yanyana" filmimizin yönetmenlerinden Mesut Yaşar Tufan'ın final sempozyumumuz için hazırladığı metin.