"Yanyana Gelmeleri Cesaret Verdi"
Prof. Dr. Eva Aleksandru Şarlak * “Yanyana Ortak Bir Gelecek” ** başlıklı AB projesinin eğitim kampı etkinliğiyle ilgili izlenimlerini kaleme aldı.
Yirmi seneyi aşkın bir süreçte mesleğim gereği yüzlerce belki de binlerce gençle yollarım kesişti.
Derslerde, projelerde, konferanslarda, danışmanlıklarımda ve daha nice etkinlikte onlarla buluştum. Gençlerin enerjisinden daima feyz aldım;
duraksadığımda yine bu enerjiyle doğruldum ve yeniden koştum. Önce insan olmanın değerlerini kitlelere taşımanın yanısıra, insanın yarattığı hafıza mekanlarını üretimleriyle korumak,
farklılıkların meydana getirdiği kültür üretimleri ve üretim alışverişinin vereceği hazzı vurgulamak yaşamımın ana hedeflerindendi…. Durduğumda düşeceğimi bilerek bu hedefe doğru daima koşmalıydım.
‘Gönüllülüğün’ kattıkları
25 Temmuz sabahı hedeflerimle buluşturacak bir adımı daha atmak üzere “Yan Yana Ortak Bir Gelecek" projesi** çerçevesinde gerçekleştirilen
Heybeliada Aya Triada Manastırı’ndaki eğitim kampını ziyaret ettim.
Kampa ulaştığımda birbirinden farklı kültürel kimliklerle donanmış gencecik insanlar bir eğitim programı gerçekleştiriyordu.
Program interaktifti ve soru cevap niteliğinde sürdürülüyordu. ‘Gönüllülük’ anlamı üzerine gelişen ve onunla ilgili tanımların yer aldığı bölüm gerçekten ilgimi çekti.
Hatta bu konuyu hiç düşünmediğimi bile farkettim. Sorular tabii ki benim de beynimde sıralandı. Benim için hangi anlamı taşımaktaydı gönüllülük? Acaba gönüllü müydüm?
Neye gönüllüydüm? Toplum gönüllüsü müydüm? Proje mi? Eğitim gönüllüsü mü?
Cevaplarım dönüp dolaşıp hep ‘gönüllü’ olmanın, ‘gönüllülüğün’ kattıklarına odaklanıyordu: deneyim, paylaşım, soğukkanlılık, tolerans, sorumluluk ve daha niceleri…
Aynen buradaki gençlerin cevaplarında gözlemlediğim gibi. Peki karşılık beklemeksizin yapılan gönüllülük işlevlerinin sonucunda kazancı neydi insanın? Yukarıda sıraladığım
tüm bu yetkinlikler değil miydi? Kampa katılan ve yan yana gelen gençlerin ortak buluşma noktası,
‘gönüllü’ olarak var oldukları programın yaşadıkları coğrafyadaki farklı kültürel donanımlara sahip gençlerle buluşarak geleceğe doğru kazanımlarını sergilemekti.
Farklı kimlikler masada
Sıra ‘Kimlik’ konusuna gelince genç beyinlerin düşün yapısı beni en çok heyecanlandıran konulardan biri oldu.
Farklı kültürel kimliklere sahip, farklı etnisite ve dinlerle donanmış gençler, üst-kimlik ve alt-kimlik meselesini tartışmaktaydı.
Sorgulama kültürel kimlik bağlamı dışında cinsel kimlik üzerinden de gerçekleştiriliyordu. Yani toplumda ayrıştırılan tüm farklılıklar masaya yatırılıyordu. Evet ‘neden’ ler ‘fakat’ lar
sayısız olmakla birlikte tüm söylemler toplumun bütünlüğünü pekiştiren söylemlerdi. Söylemler toplum bütünlüğünü inşaa etmeye yarayan bir harç niteliğindeydi.
Hepsinin buluştuğu ortak nokta: önce ‘insan’ olmamızdı.
Aile, coğrafya, din/mezhep, milliyet, vatandaşlık insanın kendi iradesi dışında edinilen kimliklerdi.
Bahsi geçen kimlikler arasında ‘üst kimlik’ vatandaşlık olarak tanımlanıyordu. Uzlaşmayla geçen bu interaktif çalışma sonrasında gençlerle buluşmanın
bana verdiği gururu ifade etmek üzere söz aldım.
Genellikle kendi disiplinimi ve araştırmalarımı aktarmak üzere hitap ettiğim gençlerin karşısında bu kez ailemin aktarımlarıyla oluşan ‘kültürel kimlik’ yapılanmamı anlatmak için buluşmuştum.
Tabii ki ‘önce insan’ olma kavramının önemini vurgulayarak. Disiplinim gereği bu kavramda buluştuğum nokta insanı insan yapan kriterin ‘alet’ üretebiliyor olma yetisiydi.
‘Alet’ bir kültür ürünüydü ve insanoğlu asırlardır bitip tükenmeyen üretimlerine devam etmekteydi. Bu bağlamda sadece üretmekle kalmayıp dil, din, gelenek, ritüeller, litürjiler, ekonomi,
politika çerçevesinde ürettiklerini de biçimlendiriyordu.
Kültürel kimlik çeşitliliğinin kattıklarını sıralarken aslında tüm dünya insanlarının bu anlayışla ortaklaşa bir çok değer üretebileceklerinin de farkındalığını gençlerde izleyebildim.
Hiç değişmemiş
Beni geçmişe götürecek bir film şeridine olanak verdiğimi bilmeksizin gençlerle birlikte yemek yemeye karar verdim.
1969’da henüz çocukken, burada eğitim gören aile bireylerimden birisinin daveti üzerine okulu ziyaret etmiş, ruhban topluluğunun yemeğini paylaşma onuruna sahip olmuştum.
Mekan, sofra, sofra düzeni, yemek öncesi ve sonrasındaki ritüel, sessizlik ve disiplin aynı düzendeydi. Hiç değişmemişti. Hafızamdaki mekan gerçekte de aynılığını korumaktaydı.
Kamptan ayrılıp limana doğru inerken adımlarıma eşlik eden sorulara cevap aramaktaydım. Bu kadar değerli ve sayılamayacak yetiye sahip insanoğlunun neden değerlerini yitirdiği?
İnsanların kimlikler üzerinden neden polemik yarattığı? Bu kimliklerin ürettiği kültür imgelerinden neden bir sentez oluşturmadığı?
Neden ‘öteki’ dediği ve ‘Ben bir başkasıdır’ düşüncesinin değerini neden irdelemediği?
Tüm bu kriterler algısıyla paydaşlarına aktarmak ve ortak bir gelecek inşaa etmek üzere gençlerin yan yana geldiği gerçeği bu kez bana cesaret vermişti.
Tarihsel süreç boyunca tarihi meydana getiren senaryoların belki de aynılığı ve tekrarı, sadece yönetmenlerin değiştiği düşüncesiyle,
Pandora’nın kutusunda daima ‘Umut’ saklı olduğunu bilerek, geleceğe köprüler kuracak pırıl pırıl parlayan bir toplulukla harika bir gün geçirmiştim.
* Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi, Kültürel Mirası Koruma Derneği Başkanı