Haberler / Eğitim

YANYANA Projesi

Değerli YANYANA projesi yetkilileri,
Değerli arkadaşlar, değerli misafirler
Öncelikle sizlere Gökçeadamızın ve yan yana yaşadığımız tüm değerli hemşerilerimizin selam ve sevgilerini iletiyorum.
Okul müdürümüz ve İmroz Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı İoakim KAMBUROPULOS okulumuzun bir projesi için yurt dışına gitmek zorunda kaldı, 
bundan dolayıdır ki bugün onun yerine sizlere hitap ediyorum. Kendisinin burada olamamanın üzüntülerini ve özürlerini belirtmek isterim. 
Kendisinin düştüğü notlardan da faydalanarak sizlere İmroz Eğitim ve Kültür Derneğinin adamızda kurduğu 
ve yönettiği okul projeleri hakkında bilgi verip hem geçmiş hem bugünkü durum hakkında bilgilendirmek ve YANYANA projesine katkı sunmak için çalışacağım.
Yarım asır sonra İmroz’da yani Gökçeada’da yeniden Rum okullarını açma fikri 2006 dan sonra tartışılmaya başlanmış ve 2013 yılının Eylül ayında dört sınıflık ilkokulumuz dört öğrenciyle açılmıştır. Fakat bu atılan önemli adım yetersiz kalacaktı. 
Zira yurtdışında ve özellikle Yunanistan’da yaşayan ailelerden hiç biri dört sene sonra çocuklarının okulsuz kalma riskiyle karşı karşıya kalmamak için bu gelişmeye 
hiçbir ilgi göstermemiştir. Zaten dört öğrenci ile açılan bu okulumuz ikinci öğretim yılında iki öğrenciyle kalıp kapanmaya göz kırpmıştır.
Bu noktada kendisinin bir İstanbullu olduğunu söyleyen ancak bizim bir Gökçeadalı olarak kabul ettiğimiz asıl kurucumuz olan Laki Vingas (ki o dönemde Ankara'da azınlık vakıfları temsilcisiydi) ve özellikle Atina ve Selanik'teki İmrozlular dernekleri de hemen durumu anlayıp bu oluşuma ortaokul ve liseyi de eklemek girişimlerine başlamışlar ve nihayet Eylül 2015 ten itibaren orta okulumuz ve lisemiz de eğitim öğretime başlamışlardır. 
Şu an Gökçeada'mızda ana okul sınıfından liseye kadar tüm Rum okullarımız mevcuttur.
Geçmişten bahsetmek, uzun süren zor süreçleri ve aşılan engelleri anlatmak hiç bitmez. İçinde yaşadığımız toplumun kendini dil, din, ırk olarak farklı adlandıran her bir ferdi, 
mensubu olduğu topluluğun acılarını mutlaka küçük dünyasının bir köşesinde yaşamıştır. 
Burada önemli olan Devlet yetkililerimizin kararlı destekleriyle bu noktaya gelinmiş olmasıdır
Son yıllarda adaya dönüp yerleşen çoğunluğu İmroz kökenli olan Rum ailelerin çocukları okullarımızdan istifade etmekte ve toplam öğrenci sayımız elliye yaklaşmaktadır. 
(Ana okul 7, İlkokul 10, Ortaokul ve Lise 30 öğrenci)
Geride kalan birkaç seneyi inceleyecek olursak kolay anlayabileceğimiz en önemli sonuç insanlarımızın adada daha iyi şartlar altında ve canlanmış olan 
bir birliktelik ortamında yaşamlarını sürdürebildikleridir. Zira bu projemiz adadaki Rum azınlığının ister istemez daha etkili bir şekilde ortak yaşama karışmasını 
ve kendisini gösterebilmesini sağlamıştır. Gerek Gökçeada’mızda, gerek Çanakkale ilimizde ve Ankara'daki resmi mercilerle temaslarımız eşit vatandaş duygusunu pekiştirmiş 
ve Çankaya köşkünde misafir edilebilme onurunu sağlamışlardır. Yıllarca içine kapanık, içgüdüsünde biraz fobi yatan, küçük şeylerle tatmin olan Rum toplumu daha atılgan 
ve girişimci olmaya başlamış ve toplumsal hayatta yıllar sonra yine kendisini göstermeye başlamıştır. Yirminci yüzyılın tümünde, yani Lozan antlaşmasından sonra her zaman Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı saygılı olan Rumlar artık geç de olsa bu
saygının meyvelerini almaya başlamıştır. En önemli meyve de güven ortamıdır. Bu gün ve yarın bu ortamın var olacağı ve hiçbir kısa veya uzun vadeli politikanın bunu yok etmek girişiminde bulunamayacağı inancıdır. Bu duyguların ve inancın oluşması tabii ki bu kaynaşmanın sonucudur. Bahsettiğimiz kaynaşma yalnız resmi mercilerden ibaret değildir. Günlük yaşamda insanlarımızın ortak çalışmalar yürütmesi, Türk ve Rum okullarımızın kaynaşmaları ve ortak projeleri, öğretmen arkadaşlarımızla beraber çalışma ve ortak projeler üretme serüveni, Merkezdeki esnaflarla günlük alışverişler ve iletişim mecburiyeti, birbirimizin bayramlarına katılma ve paylaşma alışkanlığı, insanlarımızı birbirlerine yaklaştırmış ve demin bahsettiğimiz güvenin ve eşit vatandaş duygusunun aşılanmasını sağlamıştır.
Buraya kadar anlattıklarım bir lütufta bulunup, bana Gökçeada Rumlarını temsil etme mutluluğunu yaşatan insanların yaşadıkları ve yaptıklarının dökümüdür. 
Tüm bunların yanında, bir birey olarak, öğretmen Ömür GÖKAKIN olarak yaşadıklarımı ve hissettiklerimi anlatmak da boynumun borcudur. Bundan tam üç yıl önce ben bu insanların arasına Müdür Başyardımcısı sıfatıyla ve Türkiye Cumhuriyeti devletini temsil etmek üzere geldim. Büyük bir hevesle ve mutlulukla işbaşına koyulmuş, yıllar yılı yıkıntı olarak duran okullarını tamir edip yeniden açmış insanların arasında buldum kendimi. Haklarında çok az şey bildiğim bu insanlarla üç yıl boyunca her günümü, her gecemi geçirdim. Acılarına tanıklık ettim, sevinçlerini paylaştım. Gün geldi bir Paskalya günü bayram sofrasına konuk oldum, gün geldi tek isteği Gökçeada’daki o küçücük köyde ölmek ya da orada gömülmek olan asırlık çınar diyebileceğim insanların hüzünlü hallerini gördüm. O asırlık çınardan birinin, Vasiliki Teyzemizin elinden acı bir kahve içerken, onun tatlı mı tatlı Rum şivesiyle anlattıklarını keyifle dinleme şansına eriştim. Üç yıl boyunca ömrümde hiç görmediğim şeylere şahit oldum, hayatımın en güzel tecrübelerini yaşadım. Bunların içinde beni en çok etkileyen olayı da izninizle anlamak isterim:
Uzunca bir yoldan beni görmek için kalkıp gelen yetmiş küsur yaşındaki anneannem ile bir gün müdürümüzün annesi seksen küsur yaşındaki Vasiliki Teyzemizi görmeye gitmiştik. 
Anneannem –adı Ayşe-, mübadele ile Yunanistan’ın Kavala şehrinden göçüp gelmiş, yani bir günde evsiz yurtsuz kalmış bir Türk kadınının kızı. 
Çocukluğu, kendi annesinden dinlediği göç hikayeleri ile hüzünlü anılarla geçmiş bir kadın. 
Vasiliki Teyzemiz ise bence en doğru tabirle Rum toplumumun yaşadığı acıların vücut bulmuş hali adeta. 
Biz öğretmenler, küçük yaşta bize emanet edilen çocukların hayata bakış açılarını değiştirebilmekle, 
karakterlerini inşa etmekle ve onları başarılı ve iyi birer insan olarak yetiştirebilmekle övünürüz. 
Sizlere bahsettiğim bu iki insanın sağduyusuz bir öğretmen ve kindar bir ailenin elinde birbirlerine düşman olabileceklerine hiç şüphe yok. 
Birbirlerini o gün tanıyan bu iki insan, toplumun onlara dayattığı tüm olumsuz şeylere, 
acılı geçmişlerine rağmen sanki yıllardır aynı çatı altında yaşayan iki kardeş gibiydi o gün. Ettikleri sohbet, attıkları kahkahalar bugün bile kulaklarımda çınlar. 
Bu iki insan bugün de her fırsatta beni aracı ederek birbirlerine hal hatır sorar. Bana ise onların bu sevimli hallerini görüp, bu olaydan güzel bir ders çıkarmak kalıyor. 
Bu iki insan, iki koca çınar. Aynı coğrafyada YANYANA yaşayan, ancak köklerinin aynı toprağa bağlı olduğunu unutmayan iki çınar. 
Aynı rüzgara birlikte göğüs geren ve yağmurun gelişini farklı dinlerde dualar ederek ama birlikte bekleyen iki çınar. 
Huzurlarınızda bu iki güzide insana Ayşe BÖREK ve Vasiliki KAMBUROPULOS’a bana verdikleri bu güzel hayat dersi için şükranlarımı sunuyorum.
* Özel Gökçeada Rum Lisesi Müdür Yardımcısı Ömür Gökakın'ın final sempozyumumuz için hazırladığı konuşma metni.